Peyzaj mimarlığı Türkiye’de nerede?

“ Peyzaj mimarının Türkiye’de dağarcığı ve ona biçilen değer çok sınırlı. Kentsel tasarım, mimarlık, şehircilik çok ayrı yerlerde gibi duruyor ama onlar da aslında aynı durumda. Peyzaj mimarlarının birçok konuda evrilmesi, kentle tanışması gerekiyor. Konusu sadece park değildir peyzaj mimarlığının; kentle ilgili her şey, bir mimarın, kentsel tasarımcının olduğu kadar peyzaj mimarının da konusudur.

Park denildiği zaman peyzaj mimarı doğrudan akla gelebiliyor: park = peyzaj mimarlığı olarak görülüyor. Ama kentin göz önünde olmayan birçok artık noktası var. Köşelerde saklanmış, kentin kalitesini arttırma potansiyeli olan noktalar bunlar ki bu alanlarda sanatçılar da yok. “Kimler var?” diye sorarsak da aslında kimse yok. Ama peyzaj mimarları için enfes çalışma alanları. Bu yüzden peyzaj mimarlarının küçük yerlerde iş yapmaları, bu artık alanları ele almaları lazım. Peyzaj mimarlığının kentte bu yolla yayılabileceğine inanıyorum. Ama bu alanların çim kaplanıp üzerine laleler dikilmesini kastetmiyorum. Buna ne kadar “peyzaj mimarlığı” dediğimizi de hep tartışıyoruz.

Bu alanlar dışında büyük kentsel alanlar var, bunlar sert alanlar. Örneğin Taksim Meydanı başlı başına bir sorun. Bu tür konularda peyzaj mimarının rolü de yeri de yok aslında. Kimin çizdiği belli olmayan bir döşeme kaplaması yapılıyor; döşeme başlığı altında kaynayıp giden bir paket. O paketin içinde bir mimar da yer almıyor. Kent yöneticileri bu pakete o gözle bakıyorlar. Bu da başlı başına kentsel bir konu; peyzaj mimarının çok da önemseyeceği, önemsemesi gereken bir konu. Aydınlatma konusu da çok önemli. Kentler aydınlatma kirliliği içinde. “Color changing” kavramı içinde kırmızılar, morlar vb. değişen renkler, aydınlatma olmaya başladı artık. Peyzaj mimarı bu konuda da birşeyler yapmalı.

Türkiye’de peyzaj mimarlığının sanatla ilgisi yok ama aslında ciddi bir sanatsal şölene dönüşebilir. Bunun için sanatsal bir tavıra ihtiyaç var. Peyzaj mimarlarının da, kulvarlarını değiştirmeleri gerekiyor. Bu genel tavır sorunu nedeni ile Türkiye’deki kentlerde peyzaj mimarının yeri yok. Benim önermem bu. Sadece park söz konusu olduğunda var ama bunun dışında peyzaj mimarlığı kentte yok, buna talep de yok. Zaten peyzaj mimarları da kendilerine o rolü biçmiyorlar, biçemiyorlar.

Kentsel tasarım yarışmalarında yeni yeni peyzaj mimarları çıkmaya başladı. Yarışma projeleri en büyük fırsat ama gerçekleşme olanakları Türkiye’de muallakta bir konu. Bu konuya birilerinin el atması gerekiyor. Dünyada bütçesi olmayan yarışma açılmaz. Ya fikir yarışması açılır -ki bu bambaşka bir şey- ya da bir alanda hayata geçirilmesi için yarışma açılır. Türkiye’deki yarışmalar fikir yarışması olarak değil hayata geçirmek adına yapılıyor. Ancak belediyelerin bu projeleri gerçekleştirme arzusu yok. Yaptıkları arasına bir de yarışma katmış oluyorlar. Bina ölçeğinde gerçekleştirildiği oluyor ama kentsel yarışmaların çok azı hayata geçiriliyor. O da tam anlamıyla değil.

Dünyada şöyle bir sistem var: Kamu, yarışma açılmadan önce belediyelere giderek bu projenin bütçesi, hayata geçirilmesi için kredi alıyor. Bizde ise böyle bir kredi sistemi yok. Kamu projeleri ana parayla ya da devletten borç alınarak yapılıyor. Kamu, bir garantiyle yarışmaya çıkamıyor ya da bunu tercih etmiyor. Kentsel yarışmalar için bunun tersi bir ortam sağlanabilirse, peyzaj mimarı da kendine burada bir yer bulabilir.

Peyzaj mimarlığı yarışmalarında ve okullarda “donatı” diye birşey var, oturma elemanı, aydınlatma elemanı, çöp kutusu demek oluyor. Bu başlıklarla inanılmaz bir şablon oluşturuluyor. Benzer bir şablon ölçek ve detaylarda da karşımıza çıkıyor. Projelerin belli bir bölümünün seçilerek detaylandırılması isteniyor okullarda, yarışmalarda. Ama esas konu detayları çizmek değil, kritik olan, projeyi var eden şeyleri mimarca detaylandırmaktır. Peyzaj mimarı bu gibi şablonlardan kurtulursa bu işi çözer.

Kullanılan malzemeler çok sınırlı, oysa pratik hayatta kullanabileceği sonsuz malzemesi var peyzaj mimarlığının. Ayrıca resimlerden uzak durmalı, çünkü çok resimsel bir alanda yüzüyor. Sadece planla çalışmak peyzaj mimarlığını öldürüyor. Planlar görselleştiriliyor ama resimden farksızlar çoğu zaman. Onu mimarlığa çekmek, mimarlık olduğunu farkettirmek gerekiyor. Plandan çıkıp nesneyle buluşması, nesne olarak tasarlanması gerekiyor.

Türkiye’de herkes -biraz ağır bir tabir ama- tembel. Üniversite, öğrenci, meslek adamı tembel. Meslek adamlarını yöneten kurumlar da tembel. Düşünme anlamında bir tembellikten bahsediyorum; herkes klişelerle çalışıyor ve mevcut rollerinden memnun. Üniversiteler peyzaj mimarlığı deyince tanımlı bir paket açıyor ve onun içini dolduruyor. Ev bahçesi, toplu konut, park, mahalle parkı, bölge parkı vs. diye gidiyor bu paket. Peyzaj mimarlığının kavramsal eylem alanı olarak çoğalması için bir fikirleri yok. Peyzaj mimarı, peyzaj mimarı olmak istiyorsa bu konuların hiçbirine girmeden peyzaj mimarı olmayı denemeli ve kendine yeni bir kanal, yeni bir bakış açmalı, ezberlerden kurtulmalı. Bununla birlikte kentte çok fazla atölye çalışması yapılmalı, enstelasyon yapılmalı. Peyzaj mimarı da birebir çalışmalı onlarda. Dünyanın her yerinde peyzaj mimarı tulumunu giyip işini kendi yapar. Dolayısıyla bitki dikerken de eylem alanında da işini kendisi yapmayı öğrenmeli. ”

Kaynak :  http://www.yenimimar.com



Yorumlar (1)

adem

19 Eylül 2011 saat 08:11    


insanlar peyzajın anlamını bilmedikçe peyzaj sadece tatil yörelerinde kalır.

Yorum Yapın

İsim *

E-posta *

Site